Dünyaca ünlü profesörler ve ilim adamlarının Kur’an ı Kerim Hakkında ve Resul-ü Ekrem (S.A.V) Efendimiz hakkındaki sözleri hak ve hakikatı gözleri kör olmayana da gösteriyor. Anlaşılıyor ki Kur’an-ı Kerim in hakikatını ve hakkaniyetini tüm insanlık görüyor.
Prens Bismarck (Bismark)’ın Beyanatı:
Sana muasır bir vücud olamadığımdan müteessirim ey Muhammed! (A.S.M.)
Muhtelif devirlerde, beşeriyeti idare etmek için taraf-ı Lahutîden geldiği iddia olunan bütün münzel semavî kitabları tam ve etrafıyla tedkik ettimse de, tahrif olundukları için, hiçbirisinde aradığım hikmet ve tam isabeti göremedim. Bu kanunlar değil bir cem’iyet, bir hane halkının saadetini bile temin edecek mahiyetten pek uzaktır. Lâkin Muhammedîlerin Kur’anı, bu kayıddan âzadedir. Ben, Kur’anı her cihetten tedkik ettim, her kelimesinde büyük hikmetler gördüm. Muhammedîlerin düşmanları, bu kitab Muhammed’in (A.S.M.) zade-i tab’ı olduğunu iddia ediyorlarsa da, en mükemmel hattâ en mütekâmil bir dimağdan böyle hârikanın zuhurunu iddia etmek, hakikatlara göz kapayarak kin ve garaza âlet olmak manasını ifade eder ki; bu da ilim ve hikmetle kabil-i te’lif değildir. Ben şunu iddia ediyorum ki; Muhammed (A.S.M.) mümtaz bir kuvvettir. Destgâh-ı kudretin böyle ikinci bir vücudu imkân sahasına getirmesi ihtimalden uzaktır.
Doktor Maurice (Moris),
Le Parler Française Roman (Löparle Franses Roman) ünvanlı gazetede Kur’anın Fransızca mütercimlerinden Selman Runah’ın tenkidatına verdiği cevabda diyor ki:
Kur’an nedir? Her tenkidin fevkinde bir fesahet ve belâgat mu’cizesidir. Kur’anın, üçyüzelli milyon Müslümanın göğsünü haklı bir gururla kabartan meziyeti, onun her manayı hüsn-ü ifade etmesi itibariyle, münzel kitabların en mükemmeli ve ezelî olmasıdır. Hâyır, daha ileri gidebiliriz: Kur’an, kudret-i ezeliyenin inayet ile insana bahşettiği kütüb-ü semaviyenin en güzelidir; beşeriyetin refahı nokta-i nazarından Kur’anın beyanatı, Yunan Felsefesinin ifâdatından pek ziyade ulvîdir. Kur’an, arz ve semanın Hâlıkına hamd ü şükranla doludur. Kur’anın her kelimesi, herşeyi yaratan ve herşeyi haiz olduğu kabiliyete göre sevk ve irşad eden Zât-ı Kibriya’nın azametinde mündemicdir. Edebiyat ile alâkadar olanlar için Kur’an, bir kitab-ı edebdir.
Carlyle (Karlayl) şöyle diyor :
Kur’anı bir kerre dikkatle okursanız, onun hususiyetlerini izhara başladığını görürsünüz. Kur’anın güzelliği, diğer bütün edebî eserlerin güzelliklerinden kabil-i temyizdir. Kur’anın başlıca hususiyetlerinden biri, onun asliyetidir. Benim fikir ve kanaatıma göre Kur’an, serapa samimiyet ve hakkaniyetle doludur. Hazret-i Muhammed’in (A.S.M.) cihana tebliğ ettiği davet, hak ve hakikattır
Edward Gibbon
Ganj Nehri ile, Bahr-i Muhit-i Atlasî (Atlas Okyanusu) arasındaki memleketler; Kur’anı, bir kanun-u esasî ve teşriî hayatın ruhu olarak tanımışlardır. Kur’anın nazarında, satvetli bir hükümdarla, zavallı bir fakir arasında fark yoktur. Kur’an bu gibi esaslar üzerinde öyle bir teşri’ vücuda getirmiştir ki, dünyada bir naziri yoktur. Müslümanlığın esasatı; teslisiyet ve Allah’ın tecessüdiyetini ve vahdet-i vücud akidesini reddetmektedir. Bu mutasavvifane akideler üç kuvvetli uluhiyetin mevcudiyetini ve Mesih’in Allah’ın oğlu -hâşâ!- olduğunu öğretmektedir. Fakat bu akideler, ancak mutaassıb hristiyanları tatmin edebilir; halbuki Kur’an, bu gibi karışıklıklardan, ibhamlardan âzadedir. Kur’an, Allah’ın birliğine en kuvvetli delildir. Feylesofane bir dimağa mâlik olan bir muvahhid, İslâmiyetin nokta-i nazarını kabul etmekte hiç tereddüd etmez. Müslümanlık, belki bugünkü inkişaf-ı fikrîmizin seviyesinden daha yüksek bir dindir.
Dr. Johnson
Kur’an şiir midir? Değildir; fakat onun şiir olup olmadığını tefrik etmek müşkildir. Kur’an, şiirden daha yüksek bir şeydir. Maamafih, Kur’an ne tarihtir, ne tercüme-i haldir, ne de İsa’nın (A.S.) dağda irad ettiği mev’iza gibi bir mecmua-i eş’ardır. Hattâ Kur’an, ne Buda’nın telkinatı gibi bir mâba’de-t tabiiye, yahud mantık kitabı, ne de Eflâtun’un herkese irad ettiği nasihatlar gibidir. Bu bir Peygamber’in sesidir. Öyle bir ses ki, onu, bütün dünya dinleyebilir. Bu sesin aksi; saraylarda, çöllerde, şehirlerde, devletlerde çınlar!… Bu sesin tebliğ ettiği din, evvelâ naşirlerini bulmuş, sonra teceddüdperver ve imar edici bir kuvvet şeklinde tecelli etmiştir. Bu sayededir ki; Yunanistan ile Asya’nın birleşen ışığı, Avrupa’nın zulümat-âbâd olan karanlıklarını yarmış ve bu hâdise, Hristiyanlığın en karanlık devirlerini yaşadığı zaman vuku’ bulmuştur.
Doktor City Youngest
Kur’anın cihanşümul hakikatı
Kur’an, Allah’ın birliğine inanmak hakikat-ı kübrasını ilân eder
İngilizce-Arabca, Arabca-İngilizce lügatların muharriri Doktor City Youngest (Siti Yangest) Kur’an hakkında şu sözleri söylüyor:
Kur’an, insanların yed-i istifadesine geçen eserlerin en büyüklerinden biridir. Kur’anda, büyük bir insanın hayal ve seciyesi, en vâzıh şekilde görülmektedir. Carlyle: “Kur’anın ulviyeti, onun cihanşümul hakikatındadır” dediği zaman, şübhesiz doğru söylemişti. Muhammed’in (A.S.M.) doğruluğu, faaliyeti, hakikatı taharride samimiyeti, sarsılmayan azmi, imanı, kendisini dinlemek istemeyenlere ezelî hakikatı dinletmek yolundaki sebatı; bana kalırsa, onun, o cesur ve azimkâr Peygamberin hâtem-i risalet olduğunun en kat’î ve en emin delilleridir. Kur’an akaid ve ahlâkın, insanlara hidayet ve hayatta muvaffakıyet temin eden esasatın mükemmel mecellesidir.




